Nihal Duruca Karaman'a
Bitmez tükenmez anlatılar, birbirini yeniden başlatıp sürdürür, bu bizim tanıdığımız bütün hayatların mihenk taşı.
Efsane sayılan sonsuz şiirlerin birbirinin devamı hikayeleri, biz nereden anlarız ki, anlarız işte, durduğu bir yer vardır oradan ormanda yol kaybedenin yıldızı tam böyle.
Baharı da karşıladı Nihal, hayatın gönül hikayesiyse aslolan, herşeyi yaptı.
Herkes kabı kadar alır demiş ya Mevlana, öyle muazzam bir haldi ki O'nunki o yüzden de ve bu yüzden de ne çok yoruldu, bir kere bile küsmeden.
Zaman harikulade kelimelerin içinde, tıpkı tülden bir kuyruk gibi danetelalarla kıvrılı töz halindeydi ve biz ne yapıyorduk.
Bursa'da Tahtakale'nin daracık aralarından tam da akşamüstüne uygun bir ışık tarafından iltimasla, yeryüzünün en neşeli anlarına münasip kılınarak yürüyorduk
Hüseyin Ünal, kızının parasını önceden göndermiş olurdu, Süreyya'nın babası, büyük heybetli Hüseyin amca, Tahtakale'deki lokantalarda kaç pilav üstü kuru yememize vesile olmuştu yine.
Tamam öyleydi, yorulmuyorduk hiç, ama yurtta kaloriferler yanmıyordu ve üşündüğü gerçek.
Fethiye'nin babası, Refik Müftügil yakıt buldurmuştu da yanmıştı kaloriferler, Ayhan'ın babası Muzzafer amca, Muzaffer Gür nasıl güzel anlatırdı hayatı ve Nihal'in annesi öyle giysiler mantolar kabanlar dikerdi ki ona, o keskin yanık tüten dalgalı resimlerin arasında, gümüş ışıltısındaki şehrin ıçinden ikonik bir şelale gibi akardı, Bursa suyun şehrinde biz.
Sırf sarı saçına o güzel ruhuna sebep değil, öyle nezaketteki birisine işaret ettiği için veda edemeyiz Nihal'e.
Başka bir akşamüstü ki şimdi demesem razı değil içim, de ki acaba hangi sefer kendi keyfinizin nazına birşey yapmışlığınız var da hatırlayamıyorsun diye, var. Hep birlikte Sürü filmini izlemeye gitmiştik elbette!
Ve zaten hevesimiz, aklımız bir güzel hal için, kendimizi de oldurmayaydı merakımız ne büyük günler mesel mesel içinde.
İşte bir akşamüstü sığırcıklar toplu halde uçup, hayata hikayesi yazılacak bir günün ardına düşmüşken, uzun çok uzun anlatıp bulmakla, anlamakla anlatmak arasındaki dolambaçlı, engebeli sarp yolun sorumluluğunda gidiyoruz.
Devlet ve bizimle ilgili bütün meselelerde, bir sıcak somunun ucundan kopara kopara sürdü yolculuğumuz.
Gökekin sayılan zamandayız o vakit, henüz keder ve lanetin kuşatmayı yarabilecek gücü yok, yanımıza yaklaşmak için dehşet dolu gündemleri yeraltından çıkarmaktaydı. Bir yılbaşı size gitmek için benzin egzos arasında garajlardan binip, inip İzmit Caddesi'nden geçiyoruz.
O gün hayatın gizliden ve gerçekten aklını kaçırmaktan geri durmayan huyunu kenara itmiştik, kıvanca alan açılmış bir çerçevede diploman muhteşem bir sabır ve meydan okumayla duvara asılıydı.
Fakat ondan önce Bursa'da Alacahırka'dan Kemerçeşme'ye elini sıcak sudan soğuk suya değdiren kızlar ve yoksul çırak çocukların parmaklarına merhem sürmüştü. Altıparmak'ta Akademinin önünde en cesur, dikkafalı nergis saçlı bu güzeller güzeli kıza yağmurlar yağdı.
Ondaki gücü anlamaktan aciz bayağılığa karşı, su gibi bir muhteşemlik, Nihal'in zarafetine uyumlu olmak için elinden ne gelirse yapardı.
Karadeniz Sahil Yolu gibi bir pusuyla teknelerinden ayrı düşen balıkçıların boynuna geçirilen ince telleri koparmaya çalışanlardan olduğu için de veda edemeyiz Nihal'e.
Bursa'daki öğrencilik günlerimizin bir ömür öncesinden kredi yurtlardaki gecelerinden Deniz, Güzin, Necla, Adviye, Gülay, Meral, Emel, Mürvet, o trağudyaların, türkülerin ardına takılı sabahı görme marifetimizden vedalaşamayız Nihal ile.
O sevgili komşularına, sevgili ablana kardeşine, seni türlü iyilik ve nezaket sebeplerinden ötürü sevenlerine.
Seni iyi etmeye çalışan doktorlarına, çalışanlara, tarifi zor bir gayretle hiçbir şeyden yılmayan sevgili Oktay'a ne teşekkür etsek az.
Seninle arkadaşlık çok gurur vericiydi, bu yüzden vedalaşamayız.
Bu böyle olmadı Nihal.
Sen dinlen şimdi.
Zarif yakana takılmak için erguvanlar seni bekliyor olacak.