Öyle anlaşılıyor ki Cumhur İttifakı Cumhurbaşkanlığı yarışına en az 3 adayla girecek. Biri asıl aday, diğer ikisi tavşan aday! Siyaset mühendisliği üzerine çalışanlara diyeceğim şu: Gerçeklikten koptunuz mu, hiç bir mühendislik çalışması işlemiyor. Örnekleri çok.
Şubat 2001 ile 3 Kasım 2002 tarihleri arasında yaşanan toplumsal travmadan daha büyüğü şu anda yaşanıyor. Kanaatim odur ki, aynı 2002 Seçimlerinden önce olduğu gibi hiçbir anket ve araştırma bu travmayı ölçemiyor. Şu anki her öngörü bu travma haliyle "malül".
Siyaset mühendislerinin "evdeki hesabı", kesinlikle "çarşıya" uymayacak. Aynı mühendislik, o zamanda da işletilmek istenmişti. Zafer Partisi'nin, zamanın ruhuna uygun olarak 2002'nin Genç Partisi'ne dönüşme ve muhalefet yerine iktidarı sarsma ihtimali çok daha yüksek.
Neredeyse tek vaadi "Suriyelileri göndermek" olan popülist ve "öfkeye" seslenen bir söylemin, "stratejik oy kullanacağının" farkında olan aynı arzu içindeki muhalif seçmen kitlesinden çalacağı oy, iktidarın seçmen kitlesinden çalacağı oya göre sınırlı kalacak.
Muhtemelen Ümit Özdağ ve Zafer Partisi, Cem Uzan'a benzer popülist, agresif bir kampanya yürütecek. Şu an seçmen kitlesine yansıması sınırlı, ama aktif kampanya süreci başladığında ve seçim tarihi yaklaştıkça oy mobilizasyonunun nasıl değiştiği görülecek.
İktidar medyası, muhalefeti zayıflatma umuduyla Muharrem İnce, Sinan Oğan ve Zafer Partisi güzellemelerini artıracak. Bu aynı zamanda "öfkesine" anlam arayan bir kısım seçmeni AKP'den kopartarak bu isim ve partilere yöneltecek. Zafer Partisi yüzde 5-6'lara sıçrayabilir.
Bu, özellikle meclis seçimlerinde sarsıcı sonuç yaratabilir. İç Anadolu'da birçok kentte oy farkının az olduğu yerlerde, son milletvekillerinin muhalefet cephesindeki partilere geçmesini sağlayabilir. MHP'nin barajın altında kalmasıyla muhalefet 360'ı geçebilir.
Bu analizdeki öngörümün sağlamasını elbette muhalefet cephesi yapabilir. Umut ve gelecek dili korunmalı, Muharrem İnce'yi gündem yapmayı ve konuşmayı keskin biçimde bırakmalılar. İnce ve Sinan Oğan muhalefet cephesine ne söylerse söylesin!
İktidarı koruma güdüsüyle, iktidar mahfillerinin destekleyeceği "negatif dile dayalı" kampanyalar bir bumerang gibi hep iktidarları vurmuştur. Eğer iktidar çevresindeki "duygusal manüpilasyona" açık kitlelere öfkelerini kanalize edecek bir imkan tanırsanız oraya yönelirler.
İktidar, seçmen kitlesine gelecek umudu taşıyacak bir "meşruiyet" zemini artık üretemiyor. Seçmenlerinin somut sorun, ihtiyaç ve beklentilerine "soyut kavramlarla" yanıt veriyor. Sert bir kampanya süreci ve dramatik bir seçim tablosuna doğru ilerleyeceğimizi herkes görecek.
Tekrar vurgulamak gerekirse, Millet İttifakı'nı oluşturan partiler kesinlikle İnce, Oğan ve Zafer Partisi gibi diğer parti ve isimlerle didişmeyi hemen bırakmalı. Ne söylerlerse söylesinler... Stratejik bir sabırla bu tarihi seçim, tarihi bir demokrasi şenliğine dönüşebilir!
Türkiye gündemi, birçok analist tarafından “19 Mart darbe girişimi” olarak görülen ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ile tansiyonu iyice yükselen siyasi gelişmelere sahne oluyor. Kanımca, bugün itibariyle çok net bir tanımlama henüz yapılamamış olsa da Türkiye
Türkiye tarihi 27 Mayıs ve 12 Eylül darbelerini, 12 Mart ve 27 Nisan muhtıralarını ve 15 Temmuz darbe girimini gördü, ama “19 Mart yargı darbesi” girişimi yeni bir durum oldu. Darbe, muhtıra ve darbe girişimlerinin muhatapları hep iktidarlar oluyordu, ama ilk kez bir darbe, muhalefet lideri ve harek
Cumhuriyet’i kimse bu ülkeye altın tepside sunmadı; demokrasiyi de kırmızı halıların döşendiği bir yolun sonunda kazanmayacağız! Dünya, ülkemiz her açıdan zorlu bir döneme girdi. ABD, Avrupa başta olmak üzere görece gelişmiş demokrasiler de dahil hemen her ülkede demokrasiler, özgürlükler, hukuk dü
CHP’nin erken ya da zamanında gerçekleşecek bir sonraki seçimin Cumhurbaşkanı (aday) adayı Ekrem İmamoğlu, 23 Mart'ta yapılacak önseçim ziyaretleri kapsamında geldiği Bursa’da da rüzgar estirmeyi başardı. Daha önce ziyaret ettiği kentlerde olduğu gibi yine heyecanı ve tansiyonu yüksek bir tonda Cumh
Aylarca konuşuldu ve nihayet CHP Tüzük Kurultayı toplanıyor. Gelen haberlere bakılacak olursa CHP’nin mevcut yönetimi de öncekiler gibi yine kimseyi şaşırtmadı ve dağ fare doğurmak üzere. Aylarca süren ve büyük vaatlere vesile olan hazırlıkların ardından CHP’nin tüzük değişikliği yine parti içi de
CHP, Eylül ayında Tüzük Kurultayı düzenleyecek; eğer başarabilirse… “Başarabilirse” diyorum çünkü hafta içinde bazı haber sitelerinde yer alan “kulis haberlere” göre, yine dağ fare doğurabilir; büyük iddialarla başlayan ve hazırlıkları sürdürüldüğü açıklanan demokratik bir tüzük hayali, yine yenide
Türkiye’de “demokratikleşme” fırsatı 35 yıl sonra bir kez daha kapıyı çaldı. 1989’da SHP bu fırsatı kapının önünde bıraktı, 2024’te kapıyı açıp açmayacağı şimdi CHP’nin elinde. 1989’da da ANAP’ın neoliberal politikalarının altında boğulan halk kimsenin ummadığı bir şekilde Türkiye’nin birçok kenti