"Çivit Mavisi" ile şiir okumanın ne kadar zor olduğunu düşündüm bir kez daha; İnci Kandemir Sert'in bu adla anılan şiir kitabını ilkin bu yılın 12 Nisan'ında tamamladım. Ardından iki, üç ... bazı şiirlerini ise dört, beş ... kez okudum.
Bu satırları yazmaya oturduğumda kaçıncı kez evrildi kitap elimde; kim bilir kimi, hangi duygulara sürükleyen binlerce kelime, yüzlerce dizede gezindim bilmem kaçıncı kere.
Çivit mavisinin, mavinin diğer tonlarından sıyrılıp, bu şiir kitabına bir isim olarak seçilmek üzere ipi göğüslemesi, gözde yarattığı ışık oyunuyla beyazı daha beyaz göstermesi olabilir mi? Sanmıyorum.
Çünkü çevirdiğim hemen her sayfa ile karanlıkların efendilerine inat, "Bin hayat yaratan", "Ruhu kırk yamalı" da olsa, nice kadının gerçeği apak yüreklerinden yansıyan rengarenk yaşamlar düşüverdi aklıma.
"İhtilale yenik düşmemiş", "devrimci" kadınların, "lirik ruhlar"ından uçuşuveren "yelkovan kuşları"nın kanatlarında, "Şu ada senin, bu ada benim"(*) başımı alıp gidesim geldi kitap boyunca.
"Kırk Yamalı Kadın"ın"kumdan duvarları" bir fiske ile yerle bir olabilecekken, bir kayanın sertliğini bana hissettiren ne olabilir diye düşündüm? Hep soruların yoldaşlık ettiği bir serüvene çıkmış gibi okudum doksan beş başlıkta yer almış şiirleri.
Şairi, "Ne Kadar Biziz" diye sorduğunda bir şiirinde, neden biz olamadığımızı düşündüm sayısını bilmediğim kaçıncı kez!
Sorar mısınız siz de kendinize?
Ruhunun ayaklanmalarını, kadife devrimlere dönüştürerek sözcüklerine saran Şair'in de belalısı bir soru olmalı ki bu, "beş duyusu ile ruhunun anlaşamadığını" anlatıyor "Efsunlu Haller"inde.
Şair'in, "Bayım" dediği "Adamın biri", Şair'i Milena'ya benzetmiş. Kafka'nın Milenası olmalı bu. Milena isminde başka devrimci tanımıyorum da ben. 1944'ün 17 Mayıs'ında Ravenbrück Toplama Kampı'nda Milena'nın bedeniydi yok edilen, hiçbir ihtilale yenik düşmemişti onun da ruhu.
Şairi Milena'ya benzeten de bilirdi herhalde bunu.
Şair'in ilk kitabının son şiiri, "Aromatik Kırmızı"yı okurken, Milena'nın can yakan öyküsünden elli beş şiir uzaktaydım. Ve bu dizelerle anladım ki, çocukluğumun Pazar'ı aynıydı, bize benzeyen ailelerde.
Kadınlar
Tramvay caddesinde
Geçiyordum öylece.
Kadınlar vardı bir bir,
Sessiz ve derince ...
Kimi beyaz gül,
Kimi karanfil,
Kimi sardunya,
Kimi de nergis ...
Çeşit çeşit, bir çiçek ne tuhaf bir koku sarmıştı.
Arnavut kaldırımları ...
Ne yalan söyleyeyim,
Soğuktu ... Çok soğuktu
Bir kasım sabahında ...
Ruhumda yelkovan kuşları art arda.
Şiirlere konu olan kadınlar var ya,
Hani, şu ruhu kırk yamalı kadınlar
Hani, hep ölümsüz mevsimdeler.
"Az az yaşarken aslında
Çok çok ölenler ..."
İnci Kandemir Sert
(*) Orhan Veli Kanık'ın, "Gün Olur" adlı şiirinden
Hayat pencerenizden bakarken, toplumu seyre daldığınızda yanıt arayan kimi sorular sizin zihninizi de didikler, dürtükler mi? Benim zihnim bu konudan oldukça huzursuz. Sorularınız günün gerçekleriyle örtüşmüyor gibi sırıtınca daha bir artıyor sıkıntınız. Çok uzatmadan bir örnekle konuya giriş yapaca
İlköğretim yıllarından bu yana, laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır, diye öğretilir. Bu konuda bilinçli bilgi sahibi olan eğitmenler, devamında şunu da söylerler: laik devlet yapısında kişi, hangi inançtan olursa olsun devletin güvencesi altındadır. Daha net ifade etmek gereki
Kimi iş insanı, kimi ev hanımı, kimi öğretmen. Yaşamlarında da hedeflerine tam isabet ettirmeyi başaran on iki kadın! Gezmeyi seviyorlar, dünyayı tanımayı istiyorlar; olanakları elveriyor, yola çıkmakta tereddüt etmiyorlar. Dünyayı deyim yerindeyse, bir uçtan bir uca dolaşmış olduğunu söyleyen Hüsn
Kimilerinin soyut, kimilerinin somut algıladığı ve kimilerinin "Allah" adını verdiği bu Varlık'a başkaları da kendi dil ve inançlarına göre isimler veriyor: Örneğin İngiliz "God" diyor, Fransız "Dieu", İtalyan "Dio", Yahudiler "Elah / Elahim", Budist "Buda", Hegel "Geist" ... ve kimileri için O, "En
"Çivit Mavisi" ile şiir okumanın ne kadar zor olduğunu düşündüm bir kez daha; İnci Kandemir Sert'in bu adla anılan şiir kitabını ilkin bu yılın 12 Nisan'ında tamamladım. Ardından iki, üç ... bazı şiirlerini ise dört, beş ... kez okudum. Bu satırları yazmaya oturduğumda kaçıncı kez evrildi kitap e
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nda sözü bir gencimize verdik. 10 Kasım 2002 tarihinde dünyaya gelen Barış Evci, henüz lise son sınıf öğrencisi ve bu yıl üniversite sınavına girecek. Aklın yaşta değil, başta olduğunun en güzel örneklerinden biri olan Barış ile idealleri ve hedefi üzerinden siyaseti
"Sekiz, dokuz yaşlarındaydım; başrolünü Hale Soygazi'nin oynadığı bir film izlemiştim. Kadının kendini ifade etme çabasını, erkek egemen toplumda var olma mücadelesini anlatıyordu. Filmin son karesinde kadın kendisine yüklenen bütün sıfatlardan arınırcasına, çıplak bir şekilde daktilosunun başına ge