İlköğretim yıllarından bu yana, laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır, diye öğretilir. Bu konuda bilinçli bilgi sahibi olan eğitmenler, devamında şunu da söylerler: laik devlet yapısında kişi, hangi inançtan olursa olsun devletin güvencesi altındadır.
Daha net ifade etmek gerekirse, musevi, budist, müslüman, hıristiyan, deist ya da atesit her ne inanç ya da görüşe sahipsen, resmi bir din kimliği olmayan devlet senin güvencendir. Bu fikri çarpıtmak ya da sığ bir görüş kapsamında ele almak, ya kişinin bilgisizliğinden ya da kötü niyetinden kaynaklanır.
Türkiye Cumhuriyeti seksen sekiz yıldır laik devlet düzenine sahip, ancak bu ilke, ülke nüfusunun çoğunluğu tarafından hâlâ hakkıyla kavranabilmiş değil. Laiklik karşıtları bu kavramı dinsizlik olarak algılarken, ilerici, devrimci, çağdaş olduğu iddiasındaki bazı kesimler de bir inanç sahibi kişinin toplumsal kabul görmüş bir ritüeline gereken saygıyı göstermeyerek yanılgı içeren bir davranış sergiliyorlar.
Hiç şüphe yoktur ki laik bir devlet yapısının da kırmızıçizgisi, sahip olduğu devlet yapısını ve toplum düzenini kendi lehlerine bozmaya yönelik tehdit eden herhangi bir inanç ya da görüş mensuplarının eylemlerine seyirci kalamayacağıdır. Altını çizerek söylemek gerekirse, laiklik güvencesinin sağladığı özgürlük bağlamında, bir inanç ya da bir ideoloji yandaşlarının o devletin varlığını ortadan kaldıracak tutum ve davranış içinde olmaları kabul edilemez.
Seksen sekiz yıldır temcit pilavı gibi öne sürülen bu konuyu ne oldu da dillendirdiğime gelince, bu ramazan ayında temcitle değilse de iftarla ilgili bir gözlemim neden oldu.
Büyükşehir Belediyesi’nin Merinos Atatürk Kültür Merkezi’ndeki Orkestra Şube Müdürlüğü’ne bağlı Türk Sanat Müziği Bölümü öğrencisiyim. Pazartesi ve Perşembe günleri 18:30 – 20:30 saatleri arasında eğitim görüyoruz. Bu ramazan ayının ilk dersine denk gelen pazartesi günü iftar saatinde ders arası verildi.
Buraya kadar her şey olağan. Bu ayın özelliği gereğince, oruç tutanları dikkate alarak olması gereken neydi? Kantinde simit, poğaça, bisküvi tarzında yiyecek satışı olması gereken en basit çözümdü. Ama yoktu! Kantinde rutinde olduğu üzere çay, kahve ve meşrubattan ibaret satış yapılıyordu, yiyecek tek bir lokma yoktu. Bu arada belirtmeliyim ki 2015 ve 2019 yılları arasında tosta değin yiyecek bulunabilen bir kantin işletmeciliği mevcuttu. Sonrasındaki süreci bilmediğimi ayrıca belirtmeliyim. Ancak onlarca öğrencisi olan bir eğitim kurumunun kantininde, atıştırmalık da olsa yiyecek bir şeyler bulundurulmasından daha olağan bir şey olamaz. Aksinin yapılmasına neden gerekçeler, makul hiçbir zihin tarafından zaten kabul edilemez.
Oruç tutanların kantinden oruçlarını açabilecekleri sadelikte yiyecek temin etmeleri yönetime ne kadar külfet yükleyebilirdi ki?
Geçmiş yıllarda akşam dersleri haftasonlarına kaydırılıyormuş, ben bu savda da bulunmuyorum. Son derece basit bir çözümden söz ediyorum, kantinde simit, sandviç, poğaça gibi atıştırmalık diyebileceğimiz türden yiyecek satışı yapılabilirdi, hepsi bu.
Kimseye ikiyüzlülük yapsaydınız diyen de yok.
Eğer bu şekilde bir hizmet sunumunu ikiyüzlülük görüyorsanız, pek çok reklam panosunda yer alan “hayırlı ramazanlar” ya da iftarda buluşma çağrılarınıza ne anlam vermemi bekliyorsunuz?
Demeye çalıştığım şey son derece basit bir çözümü olan bir konuda, mide bulandıracak bir sineğe dikkati çekmekten ibarettir.
Elbette Cumhuriyet Halk Partisi sadece Bursa’nın Orkestra Şube Müdürlüğü’nden ibaret değildir. Ancak bu partinin bir oydaşı olarak, tanıklık ettiğim en küçük ve sıradan bile olsa herhangi bir yanlışta hesap sorma hakkını kendimde görürüm.
Bir Cumhuriyet Halk Partili olarak, biat kültürü bilmeyiz. Kol kırılır yen içinde kalır, atasözü bana hiç doğru da görünmez: yen içindeki kırık kol dışarı alınıp tedavi edilmediği sürece iş görmez. Bu sav sakat zihniyetlerin dayatmasıdır.
Ben bir vatandaş olarak ne körüm ne sağırım ne dilsizim.
Ülkemin geleceğinin güvencesi olarak gördüğüm bir partinin her üyesinin sorumluluğunu aldığı işi hakkıyla yerine getirmesi ütopyam değil gerçeğimdir.
Ne olmuş olabilir? Simitler, poğaçalar iftar saatine mi yetiştirilemedi. İki tabla simit de olsa burada satışının yapılamamasının ne gerekçesi olabilir. Yemek servisinden söz eden yok.
Sözü daha fazla uzatmadan, malûm atasözünü tekrar ederek yazımı noktalıyorum: Sinek küçüktür ama mide bulandırır.